3 Ocak 2019

Yeraltı Edebiyatı: Dövüş Kulübü || Chuck Palahniuk



Aslında bu kitabın yorumuna nasıl başlanır hiçbir fikrim yok ancak ileride kendimi hatırlamak için kısa da olsa bir şeyler yazmak istiyorum Dövüş Kulübü hakkında. 1996 yılında yazılmış, yeraltı edebiyatının klasiklerinden biri olarak tanınıyor.

Ayrıntı Yayınları kitabı tanıtımda çok iyi açıklamış, bana gerek yok ama işte dediğim gibi... Yayınevinin tanıtımını buradan okuyabilirsiniz.

Sanırım önce filmden başlamalı. Çünkü kitaptan ziyade filmiyle tanıyoruz bu eseri, bir kesit görmeyen ya da filmi izlemeyen insan azdır. Ben ufak yaşta filmi izlemiştim doğrusu, o yüzden kitabın sonunu ve belirli sahneleri net biçimde hatırlıyorum (travma mı dersiniz?). Yani yabancı değilim kitabın sonuna, içindeki şiddette. Asıl yabancı olduğumsa topluma, tüketime, yozlaşmaya, güzelliğe yönelik yaptığı eleştirilerdi.

Yaşamaktan, sürdürdüğü hayattan nefret eden, huzuru sadece ölüme yakın insanların kucağında bulan bir adam var ilk önce karşımızda. Ölümle kafayı bozmuş. Bir şekilde acıyla ve şiddetle hayatta olduğunu hissediyor. Sonra karşımıza Tyler diye bir adam çıkıyor ve anlatıcımıza, "Benim için bir şey yapmanı istiyorum. Bana bütün gücünle vurmanı istiyorum," diyor. Dövüş Kulübü'nün temelleri de böyle atılıyor ve bir isteğin yavrusu yumruk, hiç iyileşmeyen yaralara, morluklara ve artan anarşiye dönüşerek koca bir ülkeyi esir alıyor.

Dövüş Kulübü'nü stres atmak için bir yer gibi düşünebilirsiniz ama aslında nefret kusuyor. Anlatıcımız kendisinden tiksiniyor ve onun bu hisleri büyük bir şeyin çıkış noktası oluyor, tabii bir yandan da tüketim topluluğunu, zenginliği, sahteliği, kanunu, otoriteyi koyun misali sürdürdüğümüz hayata olan nefretiyle eleştiriyor.

Kaç kuşaktır insanlar nefret ettikleri işlerde çalışıyorlar, neden? Gerçekte ihtiyaç duymadıkları şeyleri satın alabilmek için.

Çarpıcı ve sert bir roman; zaten Chuck Palahniuk dendiğinde insanın tüylerinin diken diken olması beklenir. Sonu çoğu insan tarafından (özellikle de bilmeyenler ve ipuçlarını toplamayanlar için) şaşırtıcı olacaktır. Ne var ki ben genel olarak Dövüş Kulübü'nü çok sevdim diyemem çünkü bence sevilesi bir yanı yok. Yüzümüze tokat gibi nefreti çarpıyor. Koyun olduğumuzu vurguluyor. Ne için yaşıyoruz, niye yaşıyoruz dedirtiyor. İşin şiddet yanı da bu koyunluğu nasıl güzel anlatıyor. V for Vendetta havasıyla, fikrin ölmediğini vurguluyor, insanın içinde şiddet arayışının da. Tabii bu sevmedim de demek değil.

Genel olarak toplarsak Dövüş Kulübü sürükleyici ve akıcı bir kitap da olsa okurken yoruldum. 223 sayfa olmasına rağmen sanki aylardır bu kitabı okuyorum. İnsanı düşünmeye sevk ediyor. Koyunluğumun yüzüme vurulmasının pek hoşuma gitmediğini söylemeliyim. Ancak bu ses getirmiş, çarpıcı romanı okumanızı öneririm. Zaten çok uzun da değil. Size bir şey katacağını düşünüyorum, hiç olmadı sonu sizi şaşırtır.

0 Yorum:

Yorum Gönder