26 Ocak 2019

FANTASTİK: CADILARIN KEŞFİ || DEBORAH HARKNESS




Cadıların Keşfi uzun zamandır adını duyduğum, üç kitabını da aldığım bir üçleme. İnsanların hayranlıkla bahsettiği bir eser olmasına rağmen bende pek istenilen etkiyi bırakamadı doğrusu. Neden mi? Anlatacağım ama önce kısa bir tanıtım geçmek istiyorum.

Diana Bishop adında aslında cadı olan ama kendi güçlerini inkâr eden bir simya araştırmacısı ile olaylar başlıyor. Uzun zamandır kayıp olan Ashmole 782 adındaki bir elyazmasını bulan Diana, istemedik güçlerin (vampirler, cadılar, iblisler) dikkatini çeker ve bu kayıp elyazmasını bulmak isteyenler tarafından gerek ufak, gerek hayat sonlandırıcı tehditler alır.

Ancak kendisi de bir bilim insanı olan Matthew adındaki bir vampir, bu kadını bir şekilde koruması altına alır ve imkânsızlıklar dolu bir serüven başlar.

Ashmole 782 tekrar bulunabilecek midir?
Diana güçlerini kabul edecek midir?
Matthew ile birlikte olabilecekler midir?

Bu yazımda, kitabın geneline dair, bazı okurların hoşlanmayacağı bilgiler buluyor.

Gelgelelim meselenin özüne... Ben bu kitabın daha serüvenli, daha az aşk merkezli olacağını sanıyordum. Nasıl da yanılmışım... Kitap akıcı olmasına akıcı, içinde Diana'nın bilinçli ve eğitimli, yer yer kendi başının çaresine bakabilen bir kadın olduğu imajı çiziliyor ama genele baktığımızda klasik vampir aşk romanlarından öteye geçemiyor. İşte benim için en büyük hayal kırıcı nokta bu oldu. O klişe "ben vampirim, içimde nasıl bir açlık var, seni öldürebilirim, sen zayıfsız" zırvalarını görünce, o "hiç de hoş olmayan" korumacı, dengesiz vampirli sahneleri okurken göz devirmekten kendimi alamadım.

Diana'nınsa sürekli oraya buraya savrulması, pek bir işe yaramaması da sinirlerimi gerdi. Ben kadın karakterlerimi çetin ceviz, becerikli, tuttuğunu koparan seviyorum. Bu kitapta kadın karakter hiç tatmin edici değil. Ya bir kere (tatilde falandı sanırım, tamam ama...) bir öğretmenle tartışmaya girmedi, öğrenci görülmedi, bir akademisyen tavsiyesini istemedi ve kitabın sonunda ne oldu? O elzem  konuşmasına da ne hazırlandı ne de yaptı. Sizin aşkınıza...

Kitapta beni heyecanlandıran noktalar da oldu, özellikle Diana'nın çukurdaki anları benim için bir doruk noktasıydı. Ama aynı zamanda ilerki sayfalarda bu durum sıkıcı bir hale gelmeye başladı. Kitabın sonu falan çok yavan ve "devamı sonraki kitapta" şeklinde olunca ayrı da bir sinirim bozuldu (üç kitabı aldığım için çaresiz okuyorum). Kitabın ilerleyen sayfalarında Matthew'ın bir nebze olgunlaşması da hoştu doğrusu. Ha, sürekli Diana hakkında "muazzam" keşifler yapılması da ayrı bir alay konusu.

Cadıların Keşfi ile bir başka nokta da şu: Bu kitap niye bu kadar uzun? Sizce de aşırı bölük pörçük değil miydi? Sanki üç kitap okumuş gibiydim. Zaten kitaba ilkin altı ay önce başlamıştım. 200 sayfa kadar okuyup bıraktım ve geçen hafta bitsin artık diye elime aldım. Bu kadar övülecek nesi var, gerçekten anlayamadım bu kitabın.

Sonuç olarak kurduğu dünya açısından potansiyeli olan ama ele alınış bakımından (abartılı aşk ve "diğer" konular) irdelendiğinde heba edilmiş bir eser olduğu kanısındayım. Kitabın içinde ise çok az hata gözüme çarptı. Bu kadar uzun ve sıkıcı bir kitapta editör yine iyi sabretmiş, tebrikler doğrusu. Fantastik aşk hikâyelerini seviyorsanız kaçırmayın derim, seveceksiniz.

Etiketler: , ,  

1 yorum: