16 Kasım 2016

BİLİM KURGU: MARSLI || ANDY WEIR



Marslı - Andy Weir

Goodreads'ta 2014 yılının en iyi bilim kurgu kitabı olmuş bir eseri okudum bu sefer. Ama öncesinde...
Kitap mı? Boş verin onu, Blogger'a smileyleyleyley gelmiş!

😂😂😱😱😱😱😱😵😵😵😵

Eh, tamam bunu aradan çıkardığımıza göre, ne harika bir kitaptı Marslı öyle! Normalde böyle çok ses getiren kitaplar, arkalarında gözleri yaşlı okurlar bırakırlar ama tepkimden de anlayacağınız gibi, Marslı'yı çok beğendim. 

Mark Watney, NASA'nın ARES 3 programıyla, beş kişinin daha olduğu 31 solluk (mars günü) bir Mars görevine çıkıyor ancak tahmin edilemeyen bir kum fırtınası yüzünden, uzay kıyafeti bozuluyor ve Mars'ta hapsoluyor. İşin kötü yani NASA onun yaşadığını bile bilmiyor. Şimdi, Mark'ın yiyeceği sınırlı, biterse ölür, eğer Hab (basıncı, ısıyı dengeleyen çadır bozması bir şey) bozulursa, ölür. Su arıtma şeysi bozulursa, ölür. Güneş panelleri bozulursa, ölür. Ve böyle daha aklıma gelmeyen ve ölümle sonuçlanacak daha birçok şey var. Bakarsanız, bu adamın hayatta kalması imkansız görünüyor. Üstelik NASA'yla bir de iletişim kurması gerek ve hayatta kalıp dünya ya da dönmeli. Ah be, sorunlar da sorunlar!

11 Kasım 2016

KURMACA: SONSUZA KADAR || SUSANNA TAMARO





Uzun zaman önce, Susanna Tamaro'nun Yüreğinin Götürdüğü Yere Git'ini okumuştum. Detayları aklımdan silinip gitmiş ama o kitabı sevmiştim. Bu yüzden de D&R'ın beş liralık indiriminden, bir kaç yıl önce Sonsuza Kadar'ı almıştım.

Bence Susanna Tamaro kitapları, her ne kadar kısa olursa olsun, bir oturuşta biten kitaplar değil. İçinde düşünmeye iten, bazen can yakan yerler oluyor ve bence insanın bir durup bunları sindirmesi gerek. Çünkü bize bizi anlatıyor. Nedenleri, tepkileri. Acıları. Mutlulukları. Yıkımları.

"Ben sana bağlı kalmak istiyordum, sensiz neşe olmazdı ki."

Bu kitapta, münzevi olmuş bir adamın nasıl olup da münzevi olduğunu okuyoruz. Çocukluğunu, gençliğini, orta çağını okuyoruz. Bu adamı bu hayata iten bir şeyler var, bu her satırdan belli. Okudukça onu tanıyıp başına neler geldiğini, nasıl olup da bu hayatta çözümü bulduğunu okuyoruz. Okudukça, yıkımına tanık oldukça ondan nefret de edebilirsiniz. Ben ettim. Ama bu nefretin ardında anlayış da var. Sonuçta adamın kırılgan, naif, düşünceli bir karakteri olduğu başından beri bizlere verilen bir şey.

8 Kasım 2016

GİZEM: ROYALE KUMARHANESİ || IAN FLEMING



Casino Royale (James Bond 1) - Ian Fleming


James Bond'u duymayanınız kalmamıştır herhalde. Benim de uzun zamandır listemde olan bir kitaptı. Daha önce başlamıştım ama sarmadığı için bırakmıştım. Nasıl oldu bilmiyorum ama Kitap Esintisi ile Casino Royale'i okumaya karar verdik. Tabii ilk önce İlkim bitirdi. O bitirince de benim bitirmeme gibi bir olasılığım kalmıyor elbette.

Bond'un, bir kumarhaneye gitmesi ve SMERSH adlı Rus organizasyonuna çalışan Le Chiffre diye bir adamı kumarda yenerek parasını alması gerek. Tehlikeli ve pahalı bir görev olsa da yapılması gerekiyor ve Bond'un da kumarda  iyi olması bir artı. Yanına Mathis ve Vesper (kadın) adında iki yardımcı da geliyor. Beklenmedik bir CIA ajanı da onlara destek veriyor. Ancak Bond kumar masasından kalkıldığı anda işler sarpa sarıyor.

5 Kasım 2016

GİZEM: ASLA ARKANA BAKMA || TESS GERRITSEN



Tess Gerritsen görür görmez aklıma hep polisiye gelir. Bu kitabı alıp başlamamın nedeni de polisiye olacağı düşüncesiydi ancak Harlequin tarzı bir kitapla karşılaştım. Gizem de var elbette ancak aşk bence daha önemli bir kısmı kapsıyordu.

Vietnam savaşında, ir dizi olay sonucu kaybolmuş Amerikalı bir savaş pilotunu (Bill) arıyoruz bu kitapta. Kızı (Willie) yaklaşık yirmi yıl sonra, ölüm döşeğindeki annesinin son arzusu olarak babasının başına gelenleri öğrenmek için yola koyulur. Eski asker Guy'la da yolları böylelikle karşılaşır. Guy da eli mecbur bırakılarak kaybolmuş bir vatan hainin peşinde. Ancak Willie'nin önüne bir sürü engel çıkıyor ve geçmişe gömülmüş gibi görünen sırlar yüzünden hayatına bir kaç kere teşebbüs ediliyor. Ne şanslı ki, yanında Guy var ve birlikte bu gizemi çözmeye kararlılar.

4 Kasım 2016

KLASİK: SATRANÇ || STEFAN ZWEIG




Satranç'ın tanıtımı:

Rastlantı sonucu eline geçirdiği bir kitapla satrancın inceliklerini öğrenerek bu oyunu bir tutkuya dönüştüren ve giderek bu tutkusu yüzünden beyin hummasına yakalanan Dr. B.'nin öyküsüdür görünüşte Satranç. Ama derinlerde bir veda mektubudur aslında.

Stefan Zweig'ın Brezilya'da sürgündeyken yazdığı ve Şubat 1942'deki intiharından birkaç ay önce tamamladığı Satranç, Avrupa kültürünün nasyonal sosyalist tehlike altında yok oluşuna işaret eder.

Avrupa kültürüne elveda derken yaşama da veda etmeyi seçen Zweig'ın son yapıtı Satranç, gerilimli kurgusu ve kahramanın ruhsal gelgitlerinin işlendiği dokusuyla, kısa ama her bakımdan etkileyici olağanüstü bir uzun öyküdür.

***

Satranç yeni aldığım kitaplardan ama uzun zamandır listemde duruyordu. Kitap hakkında bir şey bilmediğimi itiraf etmem gerek, ünlü bir kitap olduğu için almıştım.
Can Yayınları hakkında en sevdiğim şey, kitaba başlarken size yazarı, çevirmeni, kitabı tanıtıyor oluşu. Eğer giriş kısımlarını sabredip okursanız, nelere dikkat etmeniz gerektiğini görüyorsunuz.

Mesela Stefan Zweig, bu kitabı bitirip karısıyla beraber intihar etmiş. Ondan önce de sürgün edilmiş. Başına gelecekleri önceden tahmin etmesi ise ne kadar öngörüşlü ve bilinçli bir insan olduğunu da belirgin bir şekilde gözler önüne seriyor. Yazarın hayata yaklaşım tarzını da okuyorsunuz elbette. Şükürler olsun kamplardan birinde çekilen eziyetleri okumadım. Elbette işkence işkencedir ama ben hala Cesur Yürek'i izleyemeyen biriyim.