16 Kasım 2016

Bilim Kurgu: Marslı || Andy Weir



Marslı
Andy Weir


Goodreads okurlarına göre 2014'Ün En İyi Bilimkurgu ROMANI!

Altı gün önce, Mark Watney Mars'a ayak basan ilk insanlardan biriydi. Şimdi ise, orada ölmesi neredeyse kesin.

"Çok uzun zamandan beri okuduğum en iyi kitap. Zeki, eğlenceli ve gerilim dolu. Marslı, bir romandan isteyebileceğiniz her şeye sahip."
-Hugh Howey, Wool serisinin yazarı-

"Sürükleyici… Defoe'nun Robinson Crusoe'su sanki daha zeki biri tarafından yazılmış gibi."
-Larry Niven, Hugo, Nebula ve Locus ödüllü Halka Dünya romanının yazarı-

"Bu kitap tam da benim gibi okuyucuların seveceği türden."
-John Scalzi, Yaşlı Adamın Savaşı serisinin Hugo ve Locus ödüllü yazarı-

11 Kasım 2016

Kitap Yorumu: Sonsuza Kadar || Susanna Tamaro



Kırılganlığımız güce, kader bilgeliğe, trajediler aşka, zifiri karanlık içsel aydınlığa dönüşebilir.
“Öyle bir an oldu ki, ikimizin minik taşları düzgün biçimde yan yana düştüler. Ben bir adım atıyordum, sen de aynı uzunlukta bir adım atıyordun. Ben seni bekliyordum, sen bana yetişiyordun, ben sana ulaşıyordum, sen beni bekliyordun. Sonsuza kadar böyle gideceğimizi sanıyorduk. Oysa ben şimdi ormanda yürüyorum ve ayak izlerimden başka iz yok. Kimse yürümüyor yanımda, kimse izlemiyor beni, ya da önümden gitmiyor...”
Matteo ve Nora... biri ateştir diğeri su, biri akıldır diğeri yürek, biri sürekli harekettir diğeriyse durgunluk ve huzur; biri düşüncedir diğeri sezgi, biri zamandır diğeriyse sonsuzluk...
Ancak bir gün bu mükemmel uyum dünyanın trajik yasaları karşısında dağılır gider... Matteo bir anda içinde dipsiz bir boşlukla tek başına kalır. Ama yollar onu asla bırakmaz ve hiçbir şekilde tahmin edemeyeceği bir geleceğe taşır.
Zamanla doğa yasalarının gizemini keşfeden Matteo, insanların kendilerini bulmak, hayatı tanımak için ziyaret ettiği bir tür keşiş olup çıkar. Hayatın ve aşkın gizeminin, Nora’nın ardında bıraktığı bu büyük soru işaretinde yattığını, Matteo bir gün anlayacaktır...
Sonsuza Kadar kimi zaman yok eden, kimi zaman da arındıran içimizdeki ateşi anlatıyor...

8 Kasım 2016

Kitap Yorumu: Casino Royale || Ian Fleming



Casino Royale
Ian Fleming


James Bond'u duymayanınız kalmamıştır herhalde. Benim de uzun zamandır listemde olan bir kitaptı. Daha önce başlamıştım ama sarmadığı için bırakmıştım. Nasıl oldu bilmiyorum ama Kitap Esintisi ile Casino Royale'i okumaya karar verdik. Tabii ilk önce İlkim bitirdi. O bitirince de benim bitirmeme gibi bir olasılığım kalmıyor elbette.

Bond'un, bir kumarhaneye gitmesi ve SMERSH adlı Rus organizasyonuna çalışan Le Chiffre diye bir adamı kumarda yenerek parasını alması gerek. Tehlikeli ve pahalı bir görev olsa da yapılması gerekiyor ve Bond'un da kumarda  iyi olması bir artı. Yanına Mathis ve Vesper (kadın) adında iki yardımcı da geliyor. Beklenmedik bir CIA ajanı da onlara destek veriyor. Ancak Bond kumar masasından kalkıldığı anda işler sarpa sarıyor.

5 Kasım 2016

Gizem: Asla Arkana Bakma || Tess Gerritsen



Tess Gerritsen görür görmez aklıma hep polisiye gelir. Bu kitabı alıp başlamamın nedeni de polisiye olacağı düşüncesiydi ancak Harlequin tarzı bir kitapla karşılaştım. Gizem de var elbette ancak aşk bence daha önemli bir kısmı kapsıyordu.

Vietnam savaşında, ir dizi olay sonucu kaybolmuş Amerikalı bir savaş pilotunu (Bill) arıyoruz bu kitapta. Kızı (Willie) yaklaşık yirmi yıl sonra, ölüm döşeğindeki annesinin son arzusu olarak babasının başına gelenleri öğrenmek için yola koyulur. Eski asker Guy'la da yolları böylelikle karşılaşır. Guy da eli mecbur bırakılarak kaybolmuş bir vatan hainin peşinde. Ancak Willie'nin önüne bir sürü engel çıkıyor ve geçmişe gömülmüş gibi görünen sırlar yüzünden hayatına bir kaç kere teşebbüs ediliyor. Ne şanslı ki, yanında Guy var ve birlikte bu gizemi çözmeye kararlılar.

4 Kasım 2016

Kitap Yorumu: Satranç || Stefan Zweig


Rastlantı sonucu eline geçirdiği bir kitapla satrancın inceliklerini öğrenerek bu oyunu bir tutkuya dönüştüren ve giderek bu tutkusu yüzünden beyin hummasına yakalanan Dr. B.'nin öyküsüdür görünüşte Satranç. Ama derinlerde bir veda mektubudur aslında.
Stefan Zweig'ın Brezilya'da sürgündeyken yazdığı ve Şubat 1942'deki intiharından birkaç ay önce tamamladığı Satranç, Avrupa kültürünün nasyonal sosyalist tehlike altında yok oluşuna işaret eder.
Avrupa kültürüne elveda derken yaşama da veda etmeyi seçen Zweig'ın son yapıtı Satranç, gerilimli kurgusu ve kahramanın ruhsal gelgitlerinin işlendiği dokusuyla, kısa ama her bakımdan etkileyici olağanüstü bir uzun öyküdür.


Satranç yeni aldığım kitaplardan ama uzun zamandır listemde duruyordu. Kitap hakkında bir şey bilmediğimi itiraf etmem gerek, ünlü bir kitap olduğu için almıştım.